İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Dünya
  3. ALP’LER DE BİR CENNET: İSVİÇRE

ALP’LER DE BİR CENNET: İSVİÇRE

featured

ALP’LER DE BİR CENNET: İSVİÇRE

Alp dağlarının ortasında büyülü bir dünya; İsviçre… Resmî adıyla İsviçre Konfederasyonu. Ortalama yaşamda ve dünyada gelir seviyesinde birinci olan zenginlerin diyarı olarak anılan ülke. 18. yüzyıldan beri dünyanın en kaliteli çikolatalarını üreten bu alanda kalitesini arşa çıkarmış, hemen hemen her karış toprağının yemyeşil olduğu  ve bozulmamış doğasıyla adeta masallardan fırlamış gibi gözüken, küçük Heidi’nin memleketi…

Tarihçesi

4.yüzyıla kadar Roma İmparatorluğu egemenliğinde olan İsviçre toprakları bu yüzyıldan itibaren bugün ki İsviçre’nin batı bölgesine Burgonya Krallığı’na geçmiştir. Almanların 5. yüzyılda İsviçre Platosuna, daha sonra 8. yüzyılda Alp vadilerine yerleşmesinin ardından Frank İmparatorluğu vasıtasıyla işgal edilene kadar İsviçre toprakları Burgonya ve Alman krallıkları arasında ikiye bölünmüştür. 6. yüzyılda bütün İsviçre bölgesi Frank İmparatorluğu egemenliği altına girmiş ardından gelen 6. 7. ve 8. yüzyıllar boyunca da bölge Frank egemenliği  altında kalmıştır.  1291 yılına kadar çeşitli krallıkların egemenliği altında kalan ülke ilk kez bu yılda tarih sahnesine İsviçre ismiyle çıkmıştır.

Siyaset

Uri, Schwyz, ve Unterwalden kantonlarının oluşturduğu üç orman kantonu temsilcileri bir Federal Beyanname altına imza atmıştır. Beyannameye imza atan taraflar, o zamanlar Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nda Avusturya Düklüğünü elinde tutan Habsburg hanedanlığının  kararlarına karşı çıkabilmek için birleşmeye sıcak bakmışlardır. 15 Kasım 1315 günü Morgarten Çarpışmasında Habsburg ordusunu yenen İsviçreliler, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içinde İsviçre Konfederasyonunun varlığını ispatlamışlardır. 1353 yılına gelindiğinde  birleşen üç kantona ek olarak Glarus ve Zug kantonlarıyla Lüzern, Zürih ve Bern şehir devletleri de birliğe katılarak 15. yüzyıla kadar varlığını devam ettiren ve sekiz eyaletten oluşan “Eski Federasyonu” kurmuşlardır.

Kutsal Roma Cermen İmparatoru olan I. Maximilian’a karşı İsviçrelilerin 1499 yılında kazandığı zafer neticesinde, İsviçre, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’ndan ayrılıp fiili olarak bağımsızlığını kazanmıştır. 1648 yılında Avrupalı ülkeler Westfalya Barış Antlaşması ile İsviçre’nin Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’ndan ayrılmasını ve tarafsızlığını tanımayı kabul etmişlerdir. Mevcut durum 1798 Fransız işgaline kadar bu şekilde devam ederken Fransız Devrimi askerleri ülkeyi işgal ederek onları yeni bir anayasayı uygulamaya zorlamışlardır. Helvet Cumhuriyeti olarak bilinen yeni devlet halk tarafından asla benimsenmemiştir. İsviçreliler tarafından sık sık ortaya çıkan ayaklanmalar Fransızlar cephesinde oldukça sert karşılanmış ve kanlı bir şekilde bastırılmıştır.

İşgal

Daha sonra Fransa ile diğer ülkeler arasında savaş çıkmış ve dolayısıyla İsviçre, Avusturya ve Rusya gibi başka kuvvetler tarafından da işgale uğramıştır. İsviçreliler, merkezî hükûmeti destekleyen “Cumhuriyetçiler” ve kantonların özerkliğinin tekrar iade edilmesini isteyen “Federalistler” arasında ikiye bölünürken  Napolyon Bonapart, her iki tarafın önde gelen politikacılarını 1803 yılında Paris’te bir araya getirmiştir. Bu toplantının sonucunda İsviçre’nin özerkliğini  geri veren ve 19 kantondan oluşan bir Konfederasyonu kuran Aracılık Yasası çıkmıştır.  1815 yılında Viyana Kongresi ile İsviçre’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı tüm Avrupa güçleri tarafından bir kez daha resmen tanınmıştır.

İsviçre 1920 yılında Milletler Cemiyeti’ne ve ardından 1963 yılında da Avrupa Konseyi’ne katılmıştır. I. Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını açıklayan ülke askerî olarak savaşa katılmamış ve II. Dünya Savaşı’nda da tarafsızlık açıklanmış, bir Alman müdahalesi planlansa da bu plan asla  gerçekleşmemiştir. 2002 yılında Birleşmiş Milletlere üye olan ülke halkın isteği üzerine Avrupa Birliği’ne asla üye olmamıştır. Ancak ülke Schengen bölgesine katılmayı kabul etmiştir.

Coğrafya ve Nüfus

Avrupa’nın en dağlık bölgesinde yer alan İsviçre, Alpler ’in kuzey ve güney yamaçlarında konumlanmıştır. 41.285 kilometrekarelik yüz ölçümüne sahip olan ülkenin 3/4’ü dağlarla kaplıdır. Güneydeki İsviçre Alpleri, ortadaki İsviçre Platosu ve kuzeybatı sınırı boyunca uzanan Jura Dağları olmak üzere ülke üç ana topoğrafik alana ayrılıyor. Alpler ülke topraklarının yaklaşık olarak %60’ını oluşturmaktadır. Yaklaşık 7000 tane göl bulunan ülkede göller kristal berraklığında  ve çoğunluğu içilebilecek ölçüde tertemizdir. Engebeli bir araziye sahip olan ülkede yaklaşık 100’e yakın dağlık alan mevcuttur ve bu nedenle ülkede tren, dişli demiryolları, teleferik ve diğer ulaşım araçları bir çok yerde kullanılmaktadır.

Avrupa’daki temiz su kaynağının yaklaşık %6’sına sahiptir. Ülkede göller ve buzullar, ülke topraklarının yaklaşık olarak %6’lık bir kısmını oluşturmaktadır. Kuzeyde Almanya, batıda Fransa, güneyde İtalya, doğuda ise Avusturya ve Lihtenştayn ile komşu olan İsviçre , 41.285 km² yüz ölçümüne sahip küçük bir ülkedir. 8,5 milyon nüfusu olan ülkenin yaklaşık % 65’ini Alman, % 18’ini Fransız, % 10’unu İtalyan, % 1’ini Roman soyundan gelenler oluşturmaktadır. Kalan % 6’lık kesim de farklı etnik kökenlere mensuptur.

Dil ve Din

Ülkede Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanca olmak üzere 4 resmî dili vardır. Buna istinaden federal hükûmet dört resmî dili de kullanmak zorundadır ve  mecliste bu dört dilde tercüme yapılmaktadır. Ayrıca her İsviçreli okulda kendi anadilinin yanında devletin tanıdığı diğer dillerden birini daha öğrenmek zorundadır. Roma döneminden beri Hristiyanlık ülkenin hakim dini olurken 16. yüzyıldan itibaren İsviçre Katoliklik ve Reformcular olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Günümüzde kiliseye bağlılık azımsanmayacak derecede düşmüştür.  Ancak resmî olarak ülke bir devlet dinine bağlı olmamasına rağmen, bugün kantonların bir çoğu Katolik Kilisesi ve İsviçre Reform Kilisesi de dahil olmak üzere resmî kiliseleri tanımaktadır. Ülkede hiçbir dine bağlı olmayanların oranı %26 iken, İslam dinine mensup olanların nüfusa oranı %5’dir.

Toplum ve Kültür

İsviçre kültürü Almanya, Fransa ve İtalya gibi güçlü Avrupa kültürlerinin kesişme noktasında yer alır. Bunun sonucunda ülkede yer edinen  kuvvetli bölgecilik sebebiyle bağdaşık  bir İsviçre kültüründen söz etmek mümkündür. Bu nedenle ülkedeki 26 kantonda oldukça geniş bir kültürel çeşitlilik göze çarpmaktadır. Son derece mütevazi ve nazik olan İsviçreliler başarılarını ve servetlerini konuşmaktan hoşlanmayan kimselerdir. Oldukça tutumlu ve kurallara fazlasıyla bağlı insanlardır. Sokakta ses yükseltmek, akşam 10’dan sonra ses yapmak ve pazar günleri yüksek sesle konuşmak ülke genelinde asla hoş karşılanmayan davranışlardır. Ülke bir çok farklı dalda 25 adet Nobel ödülü kazanmıştır. Avrupa’nın en iyi matematikçileri de İsviçre’dedir.

Yemek

Tıpkı kültürü gibi İsviçre mutfağı da çok yönlüdür. Ülke bu konuda yine bölgesel olarak yakın olduğu ülkelerin mutfağını benimsemiştir. yöresel süt ürünlerinden elde edilmiş peynirleri bulunan ülke mutfağında 450’ye yakın peynir çeşidi olduğu söylenmektedir. Coğrafi konumundan dolayı üzüm yetiştiriciliği ülke de  oldukça yaygındır. İsviçre mutfağının en meşhur yemeklerinden biri de raklettir. Izgarada peynirleri eritip üzerine sucuk ilave ettikten sonra haşlanmış patatesin üzerinde servis ettikleri bir yemek çeşididir.

Son Olarak

Nüfusa oranla en fazla markaya sahip olan ülke profesörlerin futbolculardan daha fazla kazandığı tek ülkedir. İsviçre, Vatikan’la birlikte kare bayrağa sahip olan iki ülkeden biridir. Aynı zamanda Papa’nın özel korumaları 500 yıldır İsviçre’den seçilmektedir. Zorunlu askerlik uygulamasını hala uygulayan iki batı ülkesinden  birisidir. İsviçre’nin olası bir saldırı durumunda otoyolları, köprüleri ve demiryollarını imha etme aynı zamanda uçak pistine döndürmek gibi stratejileri vardır. Bu amaçla ülkede yaklaşık 3000 bölgeye patlamaya hazır bombalar yerleştirilmiştir. Yine ülkenin birçok yerinde de gizlenmiş savunma sistemleri bulunmaktadır. Bunların bazıları yüksek dağların içine gizlenmiş bazıları ise köylerde ev olarak kamufle edilmiştir. Ülkede nüfusun %114’üne yetecek kadar sığınak bulunmaktadır.

Ülkede tek bir devlet başkanı yoktur bunun yerine devlet başkanı olarak görev yapan 7 üyeli bir yürütme konseyi vardır. Hatta ülkenin kanunen resmî bir başkenti de yoktur. Yine de Bern şehri fiilen başkent olarak gösterilir. Ülkede Anti PowerPoint Partisi adlı bir parti bulunmaktadır. Partinin amacı ülkede sunumlarda PowerPoint kullanımını azaltmak ve tahta üzerindeki sunumları daha da arttırmaktır. Parti İsviçre’nin en büyük 4. partisi konumundadır. Ülke dünyada doğrudan demokrasiyi uygulayan tek ülkedir. Buna göre vatandaşlar istendikleri yasaları değiştirme hakkını sahiptir. Ülkede köpek besliyorsanız köpeğinizin büyüklüğüne göre değişen miktarlarda vergi vermeniz gerekmektedir. Ancak görme engelli gibi bazı zaruri durumlarda köpeğe ihtiyaç duyulursa vergiden muaf olunuyor.

Kısa Bilgiler

İsviçre’nin en ünlü ürünü olan çikolata onun dünya çapında ün kazanmasını sağlamıştır. Sadece Bern kentinde yılda 7 milyon adet Toblerone üretilmektedir. Buna istinaden İsviçreliler en çok çikolata tüketen kişilerdir. Bir çeşit yardım faaliyeti olan Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay da İsviçre’de doğmuştur. İkisinin de işlevleri tamamen aynıdır sadece amblemleri farklıdır. Bunun nedeni ise çoğunluğu Müslüman nüfusa sahip olan ülkelerin haç işaretini kullanmak istememesidir. Aynı zamanda İsviçre dünyayı değiştiren ve hepimizin mutlaka duyduğu bilim adamlarıyla ünlüdür. Bugün kullandığımız internet bile İsviçre’de icat edilmiştir. Dünyanın ilk internet sitesi 1991 yılında İsviçre’de yayınlanmıştır.

Dünyanın ilk hazır kahvesi, sütlü çikolata, alüminyum folyo ve numaralı banka hesapları da yine İsviçre’de ortaya çıkmıştır. Ülke ilginç cezalara da ev sahipliği yapmaktadır. Örneğin lüks araca sahip bir insan, sıradan bir araca sahip insanla aynı trafik kurallarını ihlal ederse, lüks araca sahip olan insana daha fazla ceza kesilmektedir. Bunun amacı  insanların gelirine göre orantılı ceza  uygulanmasıdır.

Yazıyı burada sonlandırırken size bir çoğumuzun küçükken keyifle izlediği Alp dağlarında koşuşturan bir kızın hayatını anlatan  Heidi’nin ortaya çıkış hikayesini anlatmak istiyorum.

Heidi, Alp Dağları’nda büyükbabasıyla yaşayan öksüz  bir çocuktu. Çevresine pozitif enerji ve sevgi yayan Heidi’yi çizgi film boyunca hepimiz yalın ayak gördük. Çizgi filmde herkesin ayağında ayakkabı varken Heidi’nin ayaklarının çıplak olması Verdingkinder yani “köleleştirilmiş çocuklar” sorununa yapılan bir göndermeydi. Tarihe İsviçre’nin utancı olarak geçen konu, ne yazık ki 1981 yılında yani yakın geçmişte tamamen yasaklanabildi.

Hikayenin yaratıcısı Johanna Spyri, Heidi’yi  53 yaşındayken yazmıştır. 18. Yüzyılların sonundan itibaren İsviçre’de boşanan, devlete borcu olan veya annesi babası ölmüş olan çocuklar devlet tarafından başka ailelerin yanına veriliyordu. Çiftliklerde çalıştırılmak üzere satılan çocuklar ağır işlerde çalıştırılıyor, düzgün beslenemiyor ve ahırlarda yatıyorlardı. Bunun yanında diğer çocuklardan ayırt edilebilmeleri için çıplak ayaklı  gezmek zorundaydılar. Hem fiziksel hem de psikolojik anlamda oldukça ağır şiddete maruz kalmışlardır. İsviçre devletinin hala bazıları hayatta olan bu çocuklardan özür dilemesi 2013 yılında mümkün olmuştur.

Hepimizin pür dikkat ekrana kilitlendiği, kaygısız ve neşeli küçük Heidi’nin hikayesi de tüm bu olaylara tepki olarak doğmuştur. İsviçre’de Mainfeld Belediyesi “Heidi Village” olarak bilinen ev, ahır, dedenin atölyesi, evin bahçesinde birkaç kulübe ve Klara’nın sandalyesinden oluşan bir Heidi evi yapmıştır. Gitmek isterseniz Heidi’nin evi Mart ayından itibaren Kasım ayının ortalarına kadar ziyarete açıktır. 😊

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (1)

  1. Emeğinize sağlık çok güzel anlatmışsınız ☺️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir